Sonuç olarak, sanık tarafından -mahkemeye sunulan- dilekçede kullanılan ifadeler (Sn. Savcı olayı kişiselleştirilerek davadan çekilmesi gerekirken 16.06.2011 tarihli duruşmada, aniden mahkemece kabul edilmiş taleplerimi yok sayarak taraflı ve şahsıma karşı olan anlaşılmaz kin ve nefret duyguları içinde akıl mantığa sığmayan insanlık dışı bir mütalaa vermiştir, ne yazıktır ki 16.06.2011 tarihli duruşmada, geçici başkan ve heyette savcıya uyarak benim ipimi çekmek istemişlerdir", yine aynı tarihli dilekçesinde, ".....27.01.2011 tarihli duruşmada ise ben Atatürk şanlı Türk ordusu, laik Cumhuriyet deyince üye hakim ... ile ayağa kalkarak el kol hareketleri ile bana bağırıp çağırmışlar, mahkeme heyetine hakaret ediyor demişlerdir, Atatürk, Türk ordusu ve laik Cumhuriyet demek ne zamandır mahkemelerce hakaret olarak sayılıyor, takdirinize sunuyorum, aynı heyetin katılanların tüm acılarına kalpten katılmama rağmen ajitasyon yaparak dini motifler kullanmalarına ve katılanların bazı cemaat liderlerini methetmelerine sessiz kalmaları çifte standarttır ve düşündürücüdür, bende derin yaralar açmıştır) TCK'nın 128. maddesinde düzenlenen iddia ve savunma dokunulmazlığı kapsamında kaldığı gibi, değer yargısı niteliğine sahiptir. Bu itibarla somut bir fiil ya da olgu isnat etmek şeklinde kabul edilemez. Ayrıca bahse konu ifadeler, söylendiği yer ve zaman unsurları da gözetildiğinde müştekilerin onur, şeref ve saygınlığını rencide edici boyutta olmayıp, eleştiri niteliğindedir. Bu durumun aksinin savunulması, suçla korunmak istenen değeri ölçüsüz bir şekilde genişlenmek ve ifade özgürlüğünü ön plana çıkaran evrensel hukuk düşüncesiyle bağdaşmayan bir yorum anlamına gelecektir. Bu itibarla, hakaret suçunun unsurlarının somut olayda oluşmadığı gözetilmeden, sanığın beraatı yerine hükümlülük kararı verilmesi kanuna aykırı...
Yargıtay 18. CD Esas: 2015/6688 Karar: 2015/12035 Tarih: 26.11.2015